kredi kartı borcu taksitlendirme aşamaları ve süreç farkları

kredi kartı borcu taksitlendirme, kişilere nakit ödemeksizin alışveriş olanağı sağlayan bir ödeme aracıdır. Buna göre, kredi kartı çıkaran kuruluşlardan kart alan kişiler, sisteme dahil olan işyerlerinde yaptıkları alışveriş ve harcamalarda nakit ödemek yerine, kredi kartını ibraz edebilmekte ve hiçbir ödeme yapmaksızın sadece bir imza karşılığında harcama yapmaktadır. Müşterinin kart kullanması, alışveriş tutarına herhangi bir ilave (komisyon, fark vs.) yapılmasına neden olmaz; nakit ödenmiş olsaydı ne kadar ödenmesi gerekli ise, kredi kartı borcu taksitlendirme yapılan ödemelerde de aynı tutar üzerinden işlem yapılır.1. kredi kartı borcu taksitlendirme işlem yapabilmek için, sistemi organize eden bir kredi kartı kurumuna ihtiyaç vardır. Kredi kartı kurumu, bir banka veya finans kurumu olabileceği gibi, sistemi organize etmek amacıyla kurulmuş bir kredi kartı şirketi de olabilir. Bu kurum, bir yandan kart sahibi olmak isteyen kişiler ile kredi kartı üyelik mukavelesi, diğer yandan da, ticari işletme sahipleriyle üye işyeri mukavelesi imzalamak suretiyle sistemi organize eder2. Üye işyeri, kart hamiline sunduğu mal veya hizmetin bedelini, anlaşmalı olduğu kredi kartı kurumundan tahsil eder. Kart hamili ise, kredi kartını kullanarak yaptığı harcama tutarlarını, her ay sonunda gönderilen hesap özetinde yazılı tarihte kendisine kartı veren kuruma öder. Müşteri, bu ödemeyi yaparken, kural olarak yaptığı alışveriş tutarı ne ise onu öder. Ancak, kredi kartı borcunun taksitli olarak ödenmek istenmesi veya nakit kredi çekilmesi hallerinde, banka tarafından tespit edilmiş olan oranda kredi faizi ödenmek zorundadır.

Türkiye’de 1988 yılından sonra yaygınlaşmaya başlayan kredi kartı borcu taksitlendirme, sisteme katılan bütün taraflar için çeşitli yararlar sağlamaktadır. Öncelikle, kart hamili, kredi kartı sayesinde nakit taşıması gerekmeksizin alışveriş yapma olanağına sahip olur. Ayrıca, kart hamili, kredi kartı ödemesini yaklaşık bir ay sonra yaptığından kısa vadeli faizsiz bir krediden de yararlanmaktadır. Aynı şekilde, kredi kartı sistemine giren ticari işletmeler, bu sayede yeni ve devamlı müşteri sahibi olmanın bununla beraber, kredi kartı kurumunun ödeme güvencesi altında iş hacmini artırma fırsatı da bulmaktadır. Gerçekten, müşterilerine kredili satış yaptığı takdirde borcun ödenmemesi riskini bizzat taşıyan bu işletmeler, kredi kartı sistemi aracılığıyla bir banka veya finans kurumunun ödeme garantisine kavuşmuş olurlar. Sistemi organize eden ve işyerlerine ödeme yapan kredi kartı kurumu ise, bu hizmet karşılığında kart hamilinden yıllık ücret (kart yenileme bedeli) ile borcunu taksitle ödeyen müşterilerden kredi faizi almakta, üye işyerlerinden ise komisyon almak suretiyle4 gelir elde etmektedir.

kredi kartı borcu taksitlendirme

Kredi kartlarına ilişkin olarak Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve Bankalar Kanununda herhangi bir düzenleme yoktur. Kredi kartlarına ilişkin işlemlerin bağımsız şekilde düzenlenmesi amacıyla Banka Kartları ve “kredi kartı borcu taksitlendirme” Kanunu Taslağı hazırlanmakla birlikte, bu taslak bir türlü kanun haline gelememiştir. Buna karşılık, 2003 yılında çıkarılan 4822 sayılı Kanunla5, kredi kartı borcu taksitlendirme, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamına alınmış, ayrıca kredi kartlarına ilişkin olarak kanuna eklenen 10/A maddesiyle kredi kartı borcu taksitlendirme hakkındaki ilk yasal düzenleme yapılmıştır6. Ancak, kredi kartı ilişkisinin bir madde ile düzenlenmesi, karşılaşılan sorunlara çözüm olmayacaktır. Ayrıca, 4822 sayılı Kanunla getirilen hükümlerde kanun tekniği açısından da çeşitli hatalar bulunmaktadır. Bu nedenle, kredi kartı borçlarının ödenmemesiyle ilgili olarak ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde doktrindeki görüşler ile Yargıtay kararları büyük önem taşımaktadır. Aşağıda 4822 sayılı Kanun hükümleri ve Yargıtay kararlarını da dikkate alarak kredi kartı borçlarının ödenmemesi ve hukuki sonuçlarının değerlendirilmesi yapılmaktadır.

II. Kredi Kartı Borcunun Muaccel Hale Gelmesi

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a 4822 sayılı Kanun’la eklenen 10/A maddesi hükmünce, “kredi veren tarafından tüketiciye gönderilen dönemsel hesap özetleri, 10 uncu maddenin ikinci fıkrasının (d) bendinde öngörülen ödeme planı hükmündedir. Dönemsel hesap özetinde yer alan asgari ödeme tutarının vadesinde ödenmemesi halinde; tüketici, 10 uncu maddenin (f) bendinde yer alan gecikme faizi dışında herhangi bir isim altında yükümlülük altına sokulamaz”. Buna göre, hesap özetinde yazılı olan son ödeme gününde kredi kartı borcu muaccel hale gelmiş sayılır. Son ödeme tarihine kadar hesap özetinde bildirilen asgari tutarın ödenmemesi halinde, kart hamili BK.m.101/II hükmü uyarınca temerrüde düşmüş sayılır ve bu tarihten sonra borcunu temerrüt faiziyle birlikte ödemek zorundadır7. Ancak hemen belirtelim ki, TKHK.m.10/A düzenlemesi dikkatle incelendiğinde, hesap özetinde yazılı asgari ödeme tutarının vadesinde ödenmemesi, kredi kartı borcunun tamamı için değil, asgari tutar için muacceliyet sağlamaktadır. Böylece, kredi kartı kurumu hesaba temerrüt faizi yürütme olanağına kavuşmakla birlikte, hesabı kat etme yetkisine sahip değildir. Zira, TKHK.m.10/A’nın atfı dolayısıyla kredi kartı borcu taksitlendirme açısından da geçerli olan TKHK.m.10/III uyarınca, “kredi veren, taksitlerden birinin veya birkaçının ödenmemesi halinde kalan borcun tümünün ifasını talep etme hakkını saklı tutmuşsa, bu hak; ancak kredi verenin bütün edimlerini ifa etmiş olması durumunda ve tüketicinin birbirini izleyen en az iki taksidi ödemede temerrüde düşmesi halinde kullanılabilir. Ancak, kredi verenin bu hakkını kullanabilmesi için en az bir hafta sürerek muacceliyet uyarısında bulunması gerekir”. Görüldüğü gibi, kredi kartı borcunun tamamına muacceliyet vermek ve hesabı kat edebilmek için aşağıdaki şartların yerine getirilmesi gerekmektedir:

1. Kredi kartı kurumuna mukavele ile taksitlerden birinin ödenmemesi halinde kalan borcun tamamını isteme hakkı tanınması;

2. Kredi kartı kurumunun (hesap özeti göndermek gibi) kendisine düşen bütün edimleri yerine getirmiş olması;

3. Kredi kartı borçlusunun birbirini izleyen en az iki dönemde hesap özetinde bildirilen asgari tutarı ödememiş olması;

4. Kart hamiline ihtarname gönderilerek en az bir haftalık ödeme süresi tanınması;

Bu çerçevede, kredi kartı üyelik sözleşmesinde asgari tutarın ödenmemesi halinde kalan borcun tamamının istenebileceği hususunda bir düzenleme yoksa veya kredi kartı kurumu, örneğin hesap özetini göndermeyerek kendisine düşen yükümlülükleri yerine getirmemişse veyahut ta asgari tutarların gecikmeli de olsa ödenmesi hallerinde, kredi kartı borcunun ödenmediği gerekçesiyle hesabın kat edilmesi mümkün olmayacaktır.

Taraflar arasında yazılı şekilde bir kredi kartı üyelik sözleşmesinin mevcut olmadığı hallerde, kredi kartı hesabını kat edebilmek için hangi şartlar aranacaktır? Bu hususta TKHK.m.10 ve 10/A düzenlemelerinde herhangi bir açıklık yoktur. Gerçekten, TKHK.m.10/III’de, hesabı kat edip borcun tamamının ödenmesini talep yetkisi, sözleşmede bu yönde bir düzenleme bulunması şartına bağlanmıştır. Taraflar arasındaki mukavele yazılı şekilde yapılmadığı takdirde, kredi kartı kurumunun tek yanlı olarak hesabı kat etme yetkisini genel hükümlere göre tespit etmek gerekmektedir. Bu çerçevede, BK.101 uyarınca, kart hamiline bir muacceliyet ihtarı gönderilmesi ve ihtarda tanınan ödeme süresinin geçmesine rağmen kredi kartı borcu taksitlendirme borcun ödenmemesi üzerine kredi kartı hamilinin temerrüdünün gerçekleşeceğini kabul etmek gerekir. Yargıtay’ın yerleşik kararları da, kart hamilinin temerrüdünün kendiliğinden gerçekleşmeyeceği yönünde olup, kredi kartı borçlusunun temerrüde düşmüş sayılması için, ihtarname gönderilmesi ve bu ihtarnamenin tebliğine rağmen ödeme süresi içinde herhangi bir ödeme yapılmamış olması aranmaktadır. Gerçekten, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 10.06.2002 tarih ve E. 2002/0168 K. 2002/4482 sayılı kararına göre, “davacı banka hesabı 14.10.1999 tarihinde kat etmiş ve alacağın ödenmesi için ihtarname keşide etmiş ise de, ihtarnamenin borçlu davalıya bilinen iş adresinde tebliğ olunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda temerrüdün oluştuğundan söz edilemez”. Aynı yönde, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 16.05.2002 tarih ve E. 2001/6718 K. 2002/3728 sayılı kararında “mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı bankanın hesabın kat’ına ilişkin ihtarnamede ödeme için verilen süre ve ihtarnamenin davalıya tebliğ tarihi dikkate alınmadan hesap kat tarihinden sonra temerrüt faizi uygulanması doğru olmadığı gibi, temerrüt faizi oranının tesbitinde taraflar arasında imzalanan mukavele hükümleri uyarınca gerekli araştırma yapılmadan, davacı talebi doğrultusundaki oran üzerinden hesaplama yapılması da isabetsizdir” hükmüne yer verilmiştir.

Öte yandan, kart hamilinin temerrüdü için, kredi kartı hesabının kat edilmesi ve ihtarname gönderilmesi yeterli olmayıp, aynı zamanda bu ihtarnamenin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi de gerekmektedir8. Kart hamiline adres değişikliği nedeniyle tebligat yapılamaması halinde, 4949 sayılı Kanunla değişik İİK.m.68b/IV uyarınca, “sözleşmede gösterilen adresin değiştirilmesi, yurt içinde bir adresin noter aracılığıyla krediyi kullandıran tarafa bildirilmesi hâlinde sonuç doğurur; yeni adresin bu şekilde bildirilmemesi hâlinde hesap özetinin eski adrese ulaştığı tarih tebliğ tarihi sayılır”. Buna karşılık, adres değişikliği gibi bir durum olmamasına rağmen kat ihtarının tebliğ edilmeden iade edilmesi üzerine, kart hamili, icra takibiyle temerrüde düşmüş sayılır ve kat tarihinden takip tarihine kadar geçen süre için faizsiz anapara bakiyesi üzerinden temerrüt faizi değil, kredi faizi tahakkuk ettirilmesi gerekir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.04.2002 tarihli kararında bu husus vurgulanarak, kat ihtarının tebliğ edilemediği hallerde alacak miktarına takip tarihine kadar temerrüt faizi değil, kredi faizi yürütülmesi gerektiği kabul edilmiştir: “Kat ihtarının borçluya usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği dosya kapsamı ile sabit olduğuna göre taraflar arasındaki sözleşmenin takip tarihine kadar ayakta olduğunun kabulü gerekir. Bunun sonucu olarak da alacaklı bankanın hesabın kat tarihinden takip tarihine kadarki dönem için akdi faiz talep etme olanağı bulunmaktadır. Yine takip talebinde istenen faizin direnim (temerrüt) faizi olarak adlandırılması tek başına kat ihtarının tebliğ edilmemesi nedeniyle kat işleminden ancak takip ile haberdar olan borçludan aradaki dönem için akdi faiz istenmesine engel teşkil etmemelidir.Daha açık bir ifadeyle; Bankanın hesabın kat edildiğine ve asıl alacağın o zamana kadar işlemiş akdi faiziyle birlikte hesaplandığı miktarın ödenmesi gerektiğine ilişkin ihtarnamesi borçluya tebliğ edilemediğine, sözleşmede temerrüt için ihtarın aranmadığına ilişkin özel bir hüküm de bulunmadığına göre borçlu temerrüde düşmüş kabul edilemeyeceğinden alacaklının isteyebileceği faiz elbette temerrüt faizi değildir. Kat tarihinden takip tarihine kadar ayakta olan sözleşmede tarafların kararlaştırdığı faizin uygulanacağında kuşku bulunmamaktadır”9.

III. Hesap Özetine İtiraz Hakkı

Kart hamili, kural olarak, üye işyeri ile arasındaki bedel ilişkisinden (Valutaverhaeltnis) kaynaklanan bir def’i veya itiraz ileri sürerek kartı çıkaran kuruma ödeme yapmaktan kaçınamaz 10. Hamil, harcama belgesine attığı imza ile birlikte, kendisine bir edim sunulduğunu beyan etmektedir; buna karşın, daha sonra söz konusu edimin yerine getirilmediğinin ileri sürülmesi, bu beyana dayalı olarak ödeme yapan kurumu zor durumda bırakacaktır. Kötü ifadan kaynaklanan (satın alınan malın ayıplı çıkması gibi) def’i veya itirazların üye işyerine karşı ileri sürülmesi gerekir11. Bu itiraz üzerine, üye işyeri, alacak belgesi adı verilen bir belge düzenleyerek harcama belgeleriyle birlikte kartı çıkaran kuruma ibraz edecektir. Kurum, bu alacak belgesinde yer alan tutarı kart hamilinin hesabına alacak olarak kaydeder ve daha sonraki harcama bedellerinin ödenmesinde dikkate alır.

Buna karşılık, kart hamili ile üye işyeri arasında geçerli bir bedel ilişkisinin olmadığı hallerde, bu konudaki def’i veya itirazların kartı çıkaran kuruma yöneltilebileceği şüphesizdir 12. Bu durum, özellikle, kredi kartının üçüncü bir kişi tarafından kullanıldığı, harcama belgesinin üye işyeri görevlileri tarafından sahte olarak düzenlendiği veya imzalar arasında bir benzerliğin bulunmadığı hallerde söz konusu olur. Bu tür durumlarda kartı çıkaran kuruma yöneltilmiş geçerli bir ödeme talimatı olmadığından, üye işyerine yapılan ödemenin riski kuruma ait olur ve bu ödenen tutarlar, kart hamiline kusur isnat edilebileceği haller dışında, yalnızca üye işyerinden talep edilebilir13.

Bu noktada, hesap özetinde yazılı harcamaların gerçek olup olmadığını ispat yükünün kime düştüğünü belirlemek gerekir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 18.12.1992 tarihli kararına konu oluşturan olayda, kart hamili, harcama tutarlarını ödememiş ve kendisinin borçlu olduğunu ispat için de bankanın harcama belgesini ibraz etmesi gerektiğini iddia etmiş, ancak, Yargıtay, bu durumda, harcama belgesini ibraz etmesi gereken tarafın kart hamili olduğunu ve harcama belgeleri ibraz edilmese bile bankanın kendi defter ve kayıtlarından istifade ederek borcun varlığını ve ödenmemiş olduğunu ispat edebileceğini şu ifadelerle açıklamıştır: “… Visa kartı üyelik mukavelesi gereğince, kart hamili, itirazını harcama belgelerine dayandırmak zorundadır. Harcama belgeleri ibraz edilmezse, sözleşmenin 19. maddesine istinaden bankanın kayıtları esas alınır. Yapılan bilirkişi incelemesi sonucuna göre karar verilmesi yerindedir”14. Yargıtay, bu hatalı görüşten daha sonradan dönmüş ve alacak iddiasında bulunan kredi kartı kurumunun alacağının varlığını ispatla yükümlü olduğunu hükme bağlamıştır. Gerçekten, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 27.11.2000 tarih ve E. 2000/5291 K. 2000/8085 sayılı kararında, “davalı taraf kendilerine gönderilen hesap bildirim cetvellerindeki bazı harcamaların taraflarından yapılmadığını davacı bankaya 15.9.1997, 17.12.1997 tarihli ihtarlar ve 14.7.1997 tarihli dilekçe ile bildirerek itiraz etmiştir. Yargılama aşamasında ise bu harcamalara ilişkin harcama belgelerindeki imzaların kendilerine ait olmadığını belirterek bu yönde araştırma yapılmasını talep etmişlerdir. Kredi sözleşmesinde, banka defter ve kayıtlarının kesin delil olacağı yönü kararlaştırılmış ise de defter kayıtlarının dayanağı belgelerle birlikte delil olma özelliği taşıyacağı gözetilip, bu yoldaki davalılar itirazları da dikkate alınarak bankaya harcama belgelerini (slipler) ibraz ettirilip üzerinde inceleme yaptırılması anılan belgelerdeki imzaların davalılara ait olmadığının anlaşılması halinde harcamaların yapıldığı üye işyerlerinin gerekli özeni göstermemeleri ve üzerine düşen edimleri gerektiği gibi yerine getirmemeleri ile bir kusur ve sorumluluklarının bulunup bulunmayacağı hususlarının karar yerinde tartışılarak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken yetersiz inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli görülmemiştir”. Bu kapsamda, kart hamilinin imzasını taşıdığı belgelenemeyen işlemlerden dolayı kart hamilinin sorumluluğuna gidilmesi de mümkün değildir. Yargıtay 19. HD. Tarih: 23.02.2000, E. 1999/7576 K. 2000/1284 sayılı kararına göre, “kredi kartı üyelik sözleşmesinin 18. maddesi uyarınca, uyuşmazlık halinde banka defter ve kayıtlarının kesin delil teşkil etmesi, ancak bu kayıtların dayanağı belgelerin varlığı halinde mümkündür. Olayda, davacı harcamalara itiraz etmiş, davalı banka ise kayıtlarında yazılı bir kısım harcamalarla “ilgili belgeleri (slipleri) ibraz edememiştir. Bu durumda mahkemece belge ile kanıtlanan harcamalar gözetilerek davalı bankanın alacağının belirlenip, davacının yaptığı ödemeler de gözetilerek uygun sonuç dairesinde bir karar vermek gerekirken, bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet görülmemiştir”15.

Öte yandan, kredi kartı kurumu tarafından gönderilen hesap özetlerine itiraz edilmemesi halinde, İİK.m.68b uyarınca kesinleşmiş hesap özetine dayalı takip yapılıp yapılamayacağı sorusuyla da karşılaşılabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.03.2002 tarihli kararında16 da hükme bağlandığı gibi, İİK.’nun 68b maddesi gereğince, kredi sözleşmeleri ve bunlarla ilgili süresinde itiraz edilmemiş hesap özetleri ile krediyi kullandıran tarafından usulüne uygun düzenlenmiş diğer belge ve makbuzlar, bu kanunun 68. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen belgelerden sayılır17. Hemen belirtelim ki, kredi kartı hamilinin bir aylık süre içinde hesap özetine itiraz etmesi veya bu itiraz süresi dolmadan icra takibine başlanması halinde, hesap özeti kesinleşmiş sayılamayacağından, icra takibine itiraz eden borçlunun itirazının kaldırılmasını talep etmek mümkün değildir18.

IV. Kredi Kartı Borcunun Ödenmemesinin Sonuçları

Hesap özetinde bildirilen tarihe kadar kredi kartı borcunun kısmen veya tamamen ödenmemesi halinde, kredi kartı kurumunun gecikme bedeli ve temerrüt faizi tahakkuku ile işlemiş faize yeniden faiz yürütülmesi sorunlarıyla karşılaşılabilir.

This entry was posted in kart borcu taksitlendirme, kart borcu yapılandırma, kredi kartı borcu, kredi kartı borcu taksitlendirme, kredi kartı borcu yapılandırma. Bookmark the permalink.

Leave a Reply